Aramızda Japonlara hayran olmayan var mı? Çalışma alanlarına bu kadar bağlı olmaları, durmayı da çalışmayı da bilmeleri, bakmayı değil görmeyi öğrenmiş olmaları beni her defasında şaşırtıyor. "Daha başka ne yapabilirsiniz?" desem de mutlaka başka bir güzel iş görüyorum. Japonların kültür ve zanaat alanına olan katkıları daha içsel, özümsenmiş, sakin bir noktadan gibi geliyor bana. Çıkardıkları işlere baktığımda da inanılmaz bir heyecan ve hayranlık duyuyorum.

Itchiku Bey'e de hayran oldum bu vesiliyle. Japonların geleneksel kıyafetleri kimono kostümü üzerine çalışmış yıllarca. Babasının antikacı olması ve oturdukları mahallede bolca tekstil boyama atölyeleri olmasından dolayı daha küçüklükten itibaren üretim açısından oldukça çeşitli bir ortamda büyüdüğünü söyleyebiliriz.

Daha 14 yaşındayken yuzen, desenin balmumu ile kumaşa geçirilip boyandıktan sonra balmumunun kaldırıldığı bir teknik, adındaki boyama tekniğinde uzman olan Kiyoshi Kobayashi'nin yanında çırak olarak çalışmaya başlayan Itchiku Kubota 19 yaşında kendi stüdyosunu açtı. 20 yaşında ziyaret ettiği Tokyo Ulusal Müzesi'nde gezerken ilk defa 16. yüzyıla ait Tsujigahana, desenin kumaşa bir kağıt yardımıyla aktarılıp çizgilerin üzerinden iple geçilip düğümlendiği, boyandıktan sonra iplerin çözüldüğü bir teknik, ile karşılaşıyor ve bunun hayatını değiştiren bir an olduğunu şu sözlerle anlatıyor:

"Kalbimin atışını kontrol altına almaya çalışarak ince ve derin bir atmosfer yayan o küçük kumaş parçasına dikkatle gözlerimi diktim...Neredeyse yaslı ve gizemli olan bir nitelik taşıyordu. Ziyaretçilerinden yoksun o salonda o küçük kumaş parçasına üç saatten fazla baktım, sanki bir büyünün etkisi altındaymışım gibi." (Itchiku Kubota, Itchiku Tsujigahana: works of Itchiku Kubota, 1979).

Durup küçük bir kumaş parçasına üç saatten fazla bakmak. Onu hüzünlü ve gizemli olarak nitelendirmek. Etrafına derin bir etki yaydığını söylemek. Bizim sosyal medyada kime ait olduğunu, adını bilmediğimiz ama sık sık kullandığımız o söz geldi aklıma:

"Ah kimselerin vakti yok,
Durup ince şeyleri anlamaya."

Gülten Akın'ın İlkyaz şiirinin ilk iki dizesi bu sözler. Itchiku Kubota durup ince şeyleri anlamak için vakit yaratmış kendine. Belki de hayatının anlamını bile bulmuş diyebiliriz aslında çünkü o kumaşla bakıştıkları, Kubota'nın kumaşı ve kumaşın Kubota'yı gördüğü, zaman dilimi Itchiku'nun hayatının geri kalanında yaptığı işleri belirliyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında bir kampta üç senesini tutsak olarak geçirmek zorunda kalan sanatçı Japonya'ya döndüğünde kendi çalışma alanını yeniden kuran ve yuzen tekniği ile boyama yapmaya devam 31 yaşında bir adamdı. Bundan yirmi bir sene önce gördüğü tsujigahana tekniği ise hâlâ aklının bir köşesinde duruyordu ama ne yazık ki tekniğe dair herhangi bir kaynak olmadığı için onu çalışacak bir formül yoktu elinde.

1336-1573 yılları arasındaki Muromachi ve 1601-1868 yılları arasında Edo dönemlerinde pek meşhur olan tsujigahana tekniği döneminin parlayan işleri arasında olarak biliniyor. Ne yazık ki bu tekniğin kayıt altına alınmaması da 1950'lilerde bu tekniği tekrardan hayata geçirmek isteyen Kubota için bir engel teşkil ediyor.

Sanatçımız bu engellere takılmak şöyle dursun yaptığı deneme yanılmalarla bir yere ulaşıyor. Tekniğin gelişimi, olgunlaşma süreci, anlatmak yazmak kadar kolay değil tabii. 38 yaşında başladığı tsujigahana çalışmaları altmış yaşında adı sanı konulabilir bir form alıyor. Bulduğu bu tekniğe de Itchiku Tsujigahana adını veriyor.

Bulduğu bu tekniği kimonolar üzerinde denemenin tam zamanı! Fuji Dağı, okyanus, ışık ve güneş temalı yaptığı kimonoların görsellerini aşağıya bırakıyorum. Üstüne yazmak isterdim ama ben de sevgili Itchiku Kubota gibi müsaadenizle bakışmak istiyorum onlarla.

Chou/ The First Blush of Winter Ai/ Obliteration Shou/ Last Trace of Autumn in the Sky Geki/Swirling Tidal Currents Nagisa/ Lapping Ocean Waves Ohn/ Fuji and Burning Clouds

Bu kimonolara bakmak bile öylesine gerçek üstü geliyor ki bana giysem kim bilir ne hissederim! Sanatçı yaptığı çalışmalarla bazı ödüllere de layık görülmüş elbet: Society for the Dissemination of Folk Costumes and Customs tarafından boyama tekniği için 1978 yılında takdim edilen bir ödül, 1983'te verilen Forth Annual Award of the Society for Furthering of Studies on Costume ödülü ve 1990'da Fransız Kültür Bakanlığı'ndan Chevalier de l’Order des Arts at des Lettres ödülü.

Bu güzel eserleri görebileceğimiz bir müze de var. Umarım yolum bir gün Japonya'ya düşer de Kubota'nın 74 yaşında Kawaguchi Gölü'ne yakın ve Fuji Dağı'nı gören bir lokasyon bularak yaptırdığı bu müzeyi görme şansım olur. Sizler de bir yere not edin isterseniz, lazım olabilir :)

KAYNAKÇA

https://thekubotacollection.com

https://www.youtube.com/channel/UCarhVAnJYe32YkDAhGcgQlQ

 


Yorum Yaz