Bir keresinde yine dokuma ile ilgili araştırma yaparken şöyle bir anlatım gördüm: "Whoever writes, weaves. Text word comes from the Latin, "textum" which means tissue. With strings of words we are saying, with strings of time we are living. Texts are like us: fabrics that walk. Bunu okuduğumdan beri tüm bakış açımın değiştiği zamanı çok iyi hatırlıyorum. Artık metinlere bakınca çözgü ve atkıları, yazarı görünce tezgahı ve tam tersi dokumacılığa baktığımda da kelimeleri görüyordum. 

Birbirinden farklı ancak ortak paydaları olan bu iki kavramın bir araya geldiği bir alana geçtiğimiz günlerde 90'lardan Beri Halıdayız sergisinde denk geldim. Gülçin Aksoy'un halıdan diğer dostları ve öğrencileri ile birlikte dokuma aracılığıyla toplumun çeşitli sorunlarına dikkat çektiği bir dönemi anlatan sergide kavramlar bir araya gelerek paragraflara metinlere dönüşüyor; tıpkı tezgâhta atkı ve çözgünün yatay ve dikeyleri oluşturarak bir kumaşı ortaya çıkarması gibi. 

1976-1977 yıllarında Özdemir Altan ve Zekai Ormancı birliğiyle kurulan Halı Atölyesi 1992 yılında Gülçin Aksoy'un asistan olarak atölyede çalışmaya başlamasıyla kadınların işte, aile içerisinde, dışarıda, eğlenirken, var olurken, kısaca herhangi bir yerde ve herhangi bir zamanda uğradığı bakış açısını ortaya koyan durumlar doğrultusunda şekillenmeye, halıda olma kültürünü oluşturmaya ve bunun üretim pratiklerine yansımasına vesile olmuştur.

Yine tıpkı çözgü ve atkının bir araya gelmesiyle halıda da her bir el dikey ve yataylardan sorumlu üretimin bir parçası hâline gelmiştir. Her ne kadar Aksoy'un öncülük ettiği bir alan olsa da zamanla isteyen herkesin işin ucundan tuttuğu ve kolektif bir harekete dönüşen bir dokuma süreci ortaya çıkmıştır.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin bir parçası olan Halı Atölyesi her ne kadar akademi içerisinde yer alan müfredat doğrultusunda teorik ve uygulamalı pratiklerin öğretilmesi amacıyla kurulmuş bir yer olsa da Aksoy döneminde yeni bir kullanım alanı kazanarak sadece akademiyi değil, meraklı istekli olan herkesi kucaklayan bir mekana dönüşmüştür.

Tam bu noktada Ortak Mekik: Dokuma Teknolojileri, Doğal Boyama ve Tasarım Merkezi Projesi şemsiyesi altında Mimar Sinan Üniversitesi bünyesindeki öğretmen ve öğrencilerin katılımıyla 2021-2023 yılları arasında aktif bir şekilde üreten, farkındalık yaratan ve paylaşan bu oluşumdan bahsetmeden geçmeyelim. Bu blog yazısında daha detaylı bir okuma yapılabilir. 

Sergiyi gezerken "Çözgülerden, atkılardan, çilelerden pankart diktik" sloganı bana ister istemez Anadolu coğrafyasında kadınların fırtınalı iç dünyalarında yaşadıklarını konuşmadan çeşitli sembolleri oyaya, kilime, halıya dokuyarak anlattıkları gerçeğini aklıma getirdi. Her yıl 8 Mart'ta duyulmak için dövizleriyle alanda olan kadınlar gibi

Ülkemizin meşhur hapishane işi anahtarlığını andıran "senin için ne yapabilirim" işi sergide böylesine geniş ve bomboş bir alanda sergilenmesinin sorunun cevabının bu şekilde verildiğini hissettim. Yani hiçlik. Çookk uzun zamandır insanların birbirine sormadığı ve duyanların da kaçtığı bir soru. "Senin için bir şey yapmak istemiyorum" der gibi.

Kimselerin uzun zamandır "senin için ne yapabilirim" demediği gibi kimselerin uzun zamandır birbirinin gözünün içine bakmadığı, gözlerini hep kaçırdığı, anlamadığı ve anlamayı reddettiği gibi. Bu zamanlar gözler yargılamak, eleştirmek ve gözetlemek için var gibi.

Halı Atölyesi'ndeki ekibin kendilerine Huzur Apartmanı adını verdikleri bir binada bulup buluşturdukları ellerinden gelen şekilde bir daire üretimlerine devam ettikleri bir süreç olmuştur. Bu mekanın kentsel dönüşüme girecek olması onların fiziki olarak artık orada olmayacakları ve gayretle üstüne çalıştıkları bu alan geride bırakmak anlamına gelse de arkalarında güzel anılar, birliktelikler, fotoğraflar bıraktılar.

Salt Beyoğlu'nda 1 Mart'a kadar açık olan bu sergiyi ziyaret etmeniz K&V tarafından çokça tavsiye edilir. Umarız bu yazımız sizi oraya götürecek merak kırıntılarını bir nebze de olsa size geçmiştir.

Sevgiler,

kai ve vrosi


Yorum Yaz