33 yaşında gencecik bir fidanken, 25 Haziran 2005’te aramızdan ayrıldı Kazım Koyuncu. Ardında bıraktığı 21 senedir dillerden düşmeyen şarkıları ve duruşuyla şüphesiz Karadeniz’in renklerinin en güzel temsilcisiydi. Paraya ve güce tamah etmedi, hiçbir zaman kalıplara sığmadı. Onun sonsuz sevgisi ve müziği ne mutlu ki hep bizimle ve bizden sonra da kuşaklar boyu dillerden düşmeyecek.

 

Geçtiğimiz haftalarda İBB Kültür’ün Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlediği “Kazım’a Şarkılar Söylüyoruz” adlı özel anma programındaydım. Mahir Polat gecenin açılışını yaparken Kazım’ın onurlu duruşuyla, duyarlılığıyla, temsilcisi olduğu o eşsiz Karadeniz’in mozaiğine duyduğu minneti belirtirken bu programı Silivri’deyken planladıklarını paylaştı. Bu da bana insanların zihinlerine ve hayallerine zincir vurulamayacağının en büyük kanıtı olsa gerek diye düşündürdü.. Geceyi tasarlayan ve organize eden herkesin yüreğine, ellerine sağlık.

 

“Bir sevgi yaratmak ya da olan sevgiyi büyütmek lazım”

 

Yer yer Kazım’ın kendi sesine ait arşiv kayıtları ve görüntülerin ekrana yansıdığı anma programı yine onun dilimizden düşmeyen şarkılarını seslendiren dostlarıyla geçti. Geceyi sunma görevini üstlenen Berkay Ateş ve Seda Türkmen’in anonsuyla Hopa Kent Orkestrası sahneyi ilk alanlardandı. Kazım Koyuncu’nun Domivavis adlı Lazca parçasıyla açılış yapıldı, onların ardından sahne adeta bir devler geçidine döndü:  Aydoğan Topal, Cahit Berkay, Emrah Karaca, Erdal Bayrakoğlu, Erdal Güney, Erdoğan Emir, İlknur Yakupoğlu, Niyazi Koyuncu, Peradi Ensemble, Selçuk Balcı, Şevval Sam ve Yasemin Göksu gibi isimler geceyi unutulmaz kıldı. Her bir sanatçı önce kendi anıları ve sözleriyle Kazım’a yer verdi. Kimi İstanbul’a ilk geldikleri yılları, kimi Zuğaşi Berepe’yi, kimi ise ilk paylaştıkları sahneyi anlattı. Zaman zaman gözlerimiz dolsa da tulumun eşlik ettiği her an herkes ayaktaydı! Özellikle Erdal Bayrakoğlu’nun kendine has yorumuyla Lazca Ciao Bella geceye renk kattı diyebilirim. Finali ise kardeşi Niyazi Koyuncu Dido Nana ile yaparken hüzünlenmemek imkansızdı..

 

Yakalandığı amansız hastalıkla aramızdan erken ayrılan Kazım Koyuncu’yu ve bu hayatta sahiplendiği tüm değerleri çok seviyoruz. Tıpkı onun gibi bu topraklara, Lazca’ya hakettiği değeri vermeye çalışıyor ve köklerimizden aldığımız ilhamla memleketimiz ve kültürümüz için elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz.

Sahneye yansıyan güzel metinlerden biriyle kapanışı yapmak isterim:

 

“Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne,

günün karanlık saatlerine,

ara sıra kopsa da fırtınalara,

her gün boğulacağımız denizlere,

eski günlere,

neler olacağını bilmesek de geleceğe,

kötülüklerle dolu olsa da tarihe,

tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan

tüm güzel yüzlü çocuklara,

Don Kişot’lara, ateş hırsızlarına,

Ernesto Che Guevara’ya

yollara, yolculuklara,

sevgililere, sevişmelere,

sadece düşleyebildiklerimiz, olamadıklarımıza,

üşürken ısınmalara,

her şeyden sıcak annelere, babalara

ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara

kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz.

 

Kötü şeyler gördük,

dinini, kültürünü, kendisini kaybeden

insanlar, topluluklar gördük,

yanan köyler, kentler, ormanlar,

hayvanlar gördük.

yoksul insanlar,

ağlayan anneler babalar,

her gün bile bile sokaklarda

ölüme koşan tinerci çocuklar gördük.

biz de öldük.

Her şeye rağmen bu yeryüzünde

şarkılar söyledik.

Teşekkürler dünya.”

 

Haziran 2026, İstanbul.

 


Yorum Yaz