Uzun zamandır K'ai&Vrosi Blog'da zanaat alanında hem ulusal hem de uluslararası çaptaki gelişmelere yer veriyoruz. Burası sadece bizim ya da bizim için değil, herhangi bir zanaat ile ilginen, böyle bir markası olan ya da bu tipte ürünler almayı ve kullanmayı seven herkes için. Biz yalnızca dokuma kumaş, hasır sepet ve gerçek deri ile çalışsak da zanaatin her türlüsüne her yerde saygı duyan bir ekibiz.

Bu alanda takip ettiğimiz çok fazla hesap var ve sonsuz diyebileceğimiz bir kaynak havuzu. Bugün de yine severek takip ettiğimiz The World of Zazi'nin kurucusu Jeanne Zizi Margot de Kroon'un bulduğu ve kolaylaştırıcılığını yaptığı Woven Women topluluğunun zanaate ilişkin değerlerinden bahsettiği bir gönderiyi Türkçeye çevirerek kendi yorumlarımızla başlıkları ve alt konularını daha da açmak istiyoruz. Hadi başlayalım!

  • Zanaat kadınların işlediği en eski dildir: zanaat, insanların bir zamanlar topraklarıyla nasıl uyum içerisinde yaşadığını ve bunun yitmesiyle beraber ekosistemin de çöktüğünü gösteren yaşayan bir kütüphanedir.

Yazıya başlarken de dediğimiz gibi biz aslında ne kadar bölgesel haberlere odaklansak da konuştuğumuz şeyler dünyaya hitap ediyor. Hepimiz müzeleri, sergileri, sit alanlardaki kazı çalışmalarını, arkeolojik yapıları görmüşüzdür. İhtiyaçlardan ortaya çıkan çanak çömlekler, bıçaklar, kılıçlar ve diğer savaş aletleri, sedirler insanların yeme içme, kendini savunma, yaşama ihtiyaçlarını gidermek için ortaya çıkmıştır. Doğada bulunan malzemeler kullanılarak şekiller verilmiş ve ateşinden gücünden yararlanılmıştır. Zanaat yaşamın tam içinden geçerek estetik kaygılarla da başka bir boyuta taşınmıştır.

  • Kültürün nabzı olarak zanaat: küresel çapta kadınlar hikâyelerini, yaşam mücadelelerini ve bağımsızlıklarını bir sonraki nesile aktarmak için ipi, boyayı, ritmi ve ritüellere başvurmuştur.
  • Dişiliğin arşivi: kadınlar tarih boyunca geçmişlerini kumaşlara nakşetmişlerdir. Her bir ip doğum, göç, mevsim ve kayıp temalarını taşıdığı için zanaatin bizim kutsal dilimiz olduğunu söyleyebiliriz.

Geçtiğimiz senelerde Eskişehir'e yaptığımız günübirlik gezide Odunpazarı'ndaki İmren Erşen Oya Müzesi'ni müze rehberiyle dolaşma şansımız olmuştu. Bu ziyaretimizden sonra İmren Erşen'in Rengarenk Oya Koleksiyonu adında bir yazı kaleme aldık. Burada kadınların örttükleri başörtüsünün ucunda nasıl bir işleme varsa bunun ruh halini yansıttığını öğrenmiştik. Bu durumun aynısı halılar da içinde geçerli diyebiliriz. Kadınlar halı örmek için başına oturdukları tezgahın içerisine çeşitli sembol ve simgelerden bir desen oluşturarak kendi hikâyelerini anlatırlar.

  • Anaerkil düzenle yer değiştiren makine: Sanayi Devrimi ile birlikte hız ve ihtimam yer değiştirdi. Seri üretim el işlerinin yerini ele geçirdi, tek tiplilik betimleyicilikle yer değiştirdi. Bunlar olurken kolonileşme ve kapitalizm halkın bilgisini, yereli susturdu.

Hepimiz upuzun saçları olan ve bu saçların içine tohumlar saklayan kadın imgesiyle karşılaşmışızdır ya da dedelerimizde, babaanne, anneannelerimizde onların da anne babalarından gördükleri hiç karşılaşmadığımız yöntemlere denk gelmişizdir. Sanırım bazı sorunları çözmenin hem geleneksel hem de modern yolları var diyebiliriz. Hayatımızın teknoloji sayesinde daha da "kolaylaştığını" düşünmeye olan isteğimiz altı asla dolmayan ve bu isteğin hiçbir zaman sona ermediği kısır bir döngüden ibaret. O yüzden hayatı araçlarla kolaylaştırmak yerine hayatı yaşama tarzımızı değiştirsek nasıl olurdu acaba?

  • İlerlemenin maliyeti: "ilerlemenin" maliyeti dişiye ait bilginin kaybolması demektir. Ekolojik ve kültürel sistemler çözünmeye başlarken zanaat hepten kayboldu. 

Toplumun en kırılgan grubu oluşturan kadınlar ve çocuklar şüphesiz toplumsal felaketlerde, savaşlarda, doğal afetlerde en çok zararı alan kesim oluyor. Türkiyeden de alışık olduğumuz manzaralardır İkizdere ekolojik kıyımı, Çanakkale zeytin ağaçları, ÇED raporları. Bu bereketli topraklara kıyasla rantın seçilmesi gelecekle ilgili birçok kaygıyı da beraberinde getiriyor. Bilge olan sadece o coğrafyada yaşayanlar insanlar değil, hayvanıyla bitkisiyle bütüncül bir organizmadır.

  • Saygı yerine kullanıp atılabilirlik: seri üretim, fazla tüketimi, atığı ve gezegenlere zarara sebep oldu. Bir şeylerin hikâyesi eksik olunca özensizleşti ve atıldılar. Hızlı moda sadece kaliteye değil, aynı zamanda kurulan bağlara da mal oldu.

Hindistan'da Rana Plaza'nın çökmesiyle birlikte hızlı modanın insanları neye dönüştürdüğünü sorguladığımız, Sürdürülebilirlik Kalkınma Amaçları dediğimiz evrensel bir eylem çağrısı altında projelerin, süreçlerin, girişimlerin, eğitimlerin, sertifikaların havada uçuştuğu, koronavirüsle birlikte mesafeli karantinalı bir dönem geçirdiğimiz zamanlardan geçtik. İnsanlık tarihi için oldukça kısa ve sonuçları çok ağır olan bu dönemde hayatla, yaşam amacımızla olan bağımızı sık sık sorguladık. Şimdilerde tekstilin ucuz iş gücü nedeniyle yüzünü Mısır'a döndüğü söyleniyor. Umarız Rana Plaza olayı bir daha yaşanmaz.

  • Feminen soyun dönüşü: Geriye dönen bir şeyler var. Kadınlar zanaati geri getiriyor. Nostalji olsun diye değil, bir direnme, ritüel ve iyileştirmelerine yardımcı olduğu için. Kimlik, bağımsızlık ve mekan kavramlarını geri alarak.

Kadınlar olarak sıklıkla yüz yüze geldiğimiz bir malzeme camdan duvarlar. İşte, evde, dışarıda kadınların kendilerini ispatlama, kabul görmeme, yetersiz bulunması gibi durumlara şahitlik ediyoruz, duyuyoruz ya da doğrudan maruz kalan özne oluyoruz. Benim de çok yakınımdan gözlediğim bir durum var el işleriyle ilgili. Bu coğrafya her ne kadar birçok zanaatin doğuşuna, gelişmesine tanıklık etmiş olsa da günümüzde bunlardan eser kalmadığını söyler hâle geldik çünkü alışveriş tercihlerimiz, seçimlerimiz o yönde değil. Yine de örgü, iplik bir "trend" hâline gelip "popüler"leştiği için bu aralar revaçta. Herkesin elinde bir yumak iplik, tığ, şiş, rengarenk ipler görmek mümkün!

  • Geleceği yeniden dokumak: bu bir trend değil, hatırla(t)ma. Kültürel mirasların tekrar dokunması. Zanaati yeniden canlandırmak toprağa, bedene ve hikâyelere olan bağımızı yeniden canlandırmak demek. Zanaat çeşitli gelenekleri onurlandırır, toplulukları güçlendirir ve silinmiş olanları tekrar büyütür.

Biz geleneksel yöntemlerle tezgâhta dokunmuş el dokuması Karadeniz peştemali ile yola çıktığımız ilk günden beri bölgeyle olan tüm ekolojik, çevresel, sanatsal bağlarımızı kuvvetlendiriyoruz. Bu blog yazıları, bültenler, bölgedeki insanlar tarafından bilinmek de bunun en güzel kanıtı bizim için <3 Karadeniz kadının evinde, belinde, başında kullandığı bu pratik örtüyü gerçek deri ve hasır sepetlerle buluşturarak kullanım alanını arttıyor ve silinmekte olan bu kültürel mirası tekrar gün yüzüne çıkarıyoruz.



Yorum Yaz